Sözlü Edebiyat Nedir?

SÖZLÜ EDEBİYAT

İslamiyet öncesi sözlü edebiyat; adından da anlaşılacağı gibi Türklerin yazıyı kullanmadan önceki dönemlerindeki edebiyatına SÖZLÜ EDEBİYAT denilir..Bu dönemde “Ozan” adı verilen şairler ” kopuz “ adı verilen saz eşliğinde şiir söyler ve destan okurlardı.Bu şiir söylemeler ve destan okumalar ilk zamanlarda dini törenlerde görülse de daha sonraları din dışı konularda sosyal etkinliklerde de gelişmiş, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa yayılmış tarih boyunca kaybolmadan söylenen bir şiir geleneği oluşmuştur.

Sözlü Edebiyatın Özellikleri

  • Nazım şekilleriyle, kullanılan ölçüyle tamamen ulusal bir edebiyattır.
  • Şiirler “ozan, baksı, kam” denen şairler tarafından “kopuz’ denen bir saz eşliğinde söylenirdi.
  • Şiirler ulusal ölçümüz hece ile, hecenin de daha çok 7’li, 8’li ve 11’li ölçüsüyle söylenmiştir.
  • Şiirlerde daha çok yarım uyak ve redif kullanılmıştır.
  • Şiirlerde kullanılan nazım birimi dörtlüktür.
  • Dil, gelişim aşamasında olduğundan sözcük sayısı bakımından zengin değildir. Aynı zamanda yabancı dillerin etkisine de kapalıdır. Türkçede yabancı dillerin etkisi bu dönemde görülmemektedir.
  • Bu dönemin ürünleri sav, sagu, koşuk ve destanlardır.
  • Şiirler sığır denen av törenlerinde, şölen denen ziyafetlerde ve yuğ denen, ölen bir kişinin ardından yapılan törenlerden doğmuştur.
  • Şiirlerde kahramanlık, yiğitlik, savaş, doğa ve aşk konuları işlenmiştir.

İSLAMİYET’İN KABULÜNDEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

Bilinmeyen dönemlerden Türklerin İslamiyet’i kabulüne kadar geçen dönemde üretilen edebiyattır. Atlı ve göçebe Türk kültürünün izlerini taşıyan bu dönemde savaş, ölüm,aşk,yiğitlik konuları sıklıkla işlenmiştir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında “ destanlar “yoğun olduğundan bu döneme ‘Destan Dönemi ‘ de denilmektedir. Türk Edebiyatının bu dönemi iki ana koldan ilerlemiştir.

İslamiyet öncesi Türk Edebiyatının Genel Özellikleri :

1-) Bilinmeyen dönemlerden Türklerin İslamiyet’i kabulüne kadar devam etmiş 11. Yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür.

2-) Ölçü, biçim, söyleyiş bakımından yabancı etkilerden uzak kalmış, yabancı sözcüklere rastlanmayan öz Türkçe ile oluşturulmuş milli bir edebiyattır.

3-) Göçebe kültüre ait , çoğunlukla anonim ürünlerin göründüğü, yazılı eserlerin oldukça az olduğu genellikle sözlü bir edebiyattır.

4-) Şiirler, sığır adı verilen av törenlerinde, yuğ adı verilen yas törenlerinde ve şölen adı verilen toplu ziyafetlerde söylenmiştir

5-) Ölçü, millî ölçümüz olan “hece’ ölçüsüdür ve bunların 7’li, 8’li ve 11’li olanları tercih edilmiştir.

** İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI Sözlü Edebiyat ve Yazılı Edebiyat olarak iki ana bölümde incelenmektedir.** 

1 )  İslamiyet Öncesi Sözlü Dönem Türk Edebiyatı ( SÖZLÜ EDEBİYAT )

SÖZLÜ EDEBİYAT

İslamiyet öncesi sözlü edebiyat; adından da anlaşılacağı gibi Türklerin yazıyı kullanmadan önceki dönemlerindeki edebiyatıdır.Bu dönemde “Ozan” adı verilen şairler ” kopuz “ adı verilen saz eşliğinde şiir söyler ve destan okurlardı.Bu şiir söylemeler ve destan okumalar ilk zamanlarda dini törenlerde görülse de daha sonraları din dışı konularda sosyal etkinliklerde de gelişmiş, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa yayılmış tarih boyunca kaybolmadan söylenen bir şiir geleneği oluşmuştur.

İSLAMİYET’İN KABULÜNDEN ÖNCE SÖZLÜ EDEBİYAT DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ:

1-) Anonim özellikler taşıyan dönemdir.

2-) Aşk,doğa,kahramanlık,ölüm konuları sıklıkla işlenmiştir.

3-) Hece ölçüsü ve yarım kafiye kullanılmıştır.

4-) SavSagu,Koşuk ve Destan sözlü edebiyat döneminin başlıca ürünleridir.

SÖZLÜ EDEBİYAT DÖNEMİ ÜRÜNLERİ

A-) SAV :

Sav’lar bugünkü atasözlerinin, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında ki karşılıklarıdır. Sav’lar ,uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşan, yaşamla, toplumla, insanla ilgili bir öğüdü bir düşünceyi, düz yazı şeklinde veya şiir dizesi halinde en az sözcükle anlatan cümle kalıplardır. Sav örnekleri ilk defa Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugatit Türk adlı eserinde derlenmiş bir araya getirilerek yazıya geçirilmiştir.

* * Divan-ı Lugatit Türk kitabında bulunan Sav Örnekleri:

**( Eski Türkçe İle ) ** ( Türkiye Türkçesi İle )

Aç ne yemes, tok ne times ( Aç ne yemez,tok ne demez. )

Ağılda oğlak toğsa arıkta otı öner ( Ağılda oğlak doğsa ırmakta otu biter.)

İt ısırmas at tepmes time (İt ısırmaz at tepmez, deme.)

Biş erngek tüz ermes ( Beş parmak düz ( bir ) olmaz.

Ot tese ağız köymez ( Ateş demekle ağız yanmaz)

Ermegüge bulıt yük bolır ( Tembele bulut yük olur )

Teve silkinse eşgekke yük çıkar ( Deve silkinse eşeğe yük çıkar)

Tay atasa at tınur; oğul eredse baba dinlenür ( Tay yetişse at dinlenir, oğul yetişse baba dinlenir.)

B-) SAGU :

Eski Türklerde ölen kişilerin arkasından yapılan yuğ denilen cenaze törenlerinde, ölümün acısını hafifletmek, ölen kişinin faziletlerini anlatmak için söylenen şiirler SAGU denir. Sagular 7’li hece ölçüsünde söylenir ve kafiye aaab, cccb, dddb şeklindedir. Günümüzdeki “Ağıt”ların ilk halleri olarak nitelendirilebilirler. İslamiyet’in kabulünden sonra divan şiirindeki karşılığı “mersiye”, halk edebiyatındaki karşılığı “Ağıt” olarak adlandırılmıştır.

Saka Türklerini Hakanı Alp Er Tunga’ nın ölümü üzerine söylenen ALP ER TUNGA SAGUSUKaşgarlı Mahmut tarafından Divan-ı Lugatit Türk adlı eserinde derlenmiştir.

( ALP ER TUNGA SAGUSU )

Karahanlı Türkçesiyle *** Türkiye ( Günümüz ) Türkçesiyle

Alp Er Tunga öldi mü? ( Alp Er Tunga öldü mü? )
Isız ajun kaldı mu? ( Kötü dünya kaldı mı? )
Ödlek öçin aldı mu? (Felek öcünü aldı mı?)
Emdi yürek yırtılur. (Şimdi yürek yırtılır.)
Ödlek yarağ közetti (Feleğin silahı hazır)
Oğrun tuzağ uzattı (Gizli tuzak kurdurur)
Begler begin azıttı (Beyler beyini vurdurur)
Kaçsa kah kurtulur? (Kaçsa nasıl kurtulur?)
Begler atın urgurup (Beyler atlarını yorup)
Kadgu anı turgurup ( Kaygıdan çaresiz durup)
Mengzi yüzi sargarup . (Beti benzi sararıp)
Korkum angar türtülür. (Sarı safrana döndüler.)
Uluşıp eren börleyü (Erler kurt gibi hıçkırdı)
Yırtıp yaka urlayu (Yaka bağır yırtıp durdu)
Sıkrıp üni yırlayu (Acı ağıtlar çığırdı)
Sığtap közi örtülür. (Yaş akar gözler kurur.)
Könglüm için ötedi . (Gönlüm içinden yandı.)
Yitmiş yaşıg kartadı (Geçmiş zamanı andı.)
Kiçmiş ödig irtedi (Geçen günler nerdedir?)
Tün kün kiçip irtelür …

 

**** SAGU ÖRNEĞİ:

Ödlek arığ kevredi ( Devir iyice kötüleşti )

Yunçığ yavuz tovradı ( Sefil ve kötüler güçlenip kuvvetlendi )

Erdem yeme sevredi ( Edep ve erdem iyice azaldı)

Ajun beği çertilür ( Çünkü dünyanın beyi yok oldu. )

C-) KOŞUK :

Sığır denilen av törenlerinde “kopuz” eşliğinde belli bir ezgi ile söylenen, aşk , yiğitlik doğa sevgisi konularını işleyen, daha çok epik ,lirik ve pastoral özellikler taşıyan şiirlere KOŞUK denir. Koşuklar 7’li hece ölçüsüyle söylenirler, koşukların kafiye şeması aaab,cccb,dddb şeklindedir.İslamiyet sonrası “koşma” adını almışlardır,günümüzdeki koşmaların ilk halleri olarak da adlandırılabilirler. Koşuklar biçim ve içerik olarak da “koşma”ya çok benzerler. Koşuklar Türk Edebiyatının sözlü dönem örneklerinden olmasına rağmen, çeşitli nedenlerden dolayı (Örn: türk coğrafyasındaki ve medeniyetindeki değişiklikler) günümüze sözlü gelenek yoluyla ulaşamamışlardır. Koşukların ilk örneklerine Kaşgarlı Mahmut‘un Divan-ı Lugatit Türk adlı eserinde rastlanmaktadır.Bu şiirler Türk Edebiyatının halk ağzından derlenmiş sözlü gelenek içinde gelişmiş ve varlığını sürdürmüş ilk örneklerindendir.

Koşuk Örnekleri :

Eski Türkçe İle ****( Günümüz Türkiye Türkçesi ile )

– Koşuk Örneği 1

Üdiğ mini komıttı ( Aşk beni coşturdu ve heyecanlandırdı)
Sakınç manga yamıttı ( Dert bana geldi ve bende toplandı )
Könglüm angar emitti ( Gönlüm o güzele meyletti;)
Yüzüm mening sargarur ( Yüzüm o yüzden sararıyor )

– Koşuk Örneği 2

Kızıl sarığ arkaşıp ( Kızıl ve sarı ardı ardına yerden bitiyor )
Yipkin yaşıl yüzkeşip ( Mor ile yeşil yüz yüze geliyor )
Bier bier kerü yürkeşip ( Ve birbirlerine sarılıyorlar )
Yalnguk anı tanglaşur ( İnsan bu renk cümbüşünü görünce hayretler içinde kalıyor )

Alın töpü yaşardı (Yamaçlar ve tepeler yeşerdi )
Unıt otın yaşurdı ( Kuru otları gizleyip )
Kölnin suvın küşerdi ( Göllerin suyunu taşıdılar )
Sığır buka möngreşür (Sığırlar ve boğalar sevinçlerinden böğrüşüyorlar )

Kulan tükel kamıttı (Bahar yaban atlarını iyice coşturdu )
Akar sukak yumuttı ( Dağ keçilerini ve geyikleri bir araya getirdi )
Yaylag tapa emitti ( Bunlar otlamak için yaylalara yöneldiler )
Tizig turup sekrişür (Sıra sıra dizilip hoplayıp zıplıyorlar )

*** Kaşgarlı Mahmut / Divan-ı Lugatit Türk 

D-) DESTAN :

Toplumları derinden etkileyen büyük felaketler, göçler, kişisel kahramanlıklar, dini, milli ve sosyal olayları konu edinen ve olayların olağanüstü öğelerle bezendirilerek anlatıldığı manzum (bazen nazım- nesir karışık)uzun hikayelere destan denir. Destanlarda yoğun olarak milli özellikler görülmektedir. Destanlar, ulusların eski dönemlerine ışık tutarlar. Ulusların tarih sahnesine çıkışlarını, diğer topluluk veya devletler ile ilişkilerini ve milletlerin kültürel ve sosyal dokularını oluşturan değerleri anlamak bakımından önemli kaynaklardır.

Destanlar nazım birimi, kafiye şeması ve ölçüsü bakımından koşmalara benzerler fakat destanlar oldukça hacimli olmaları (En az 5 dörtlükten oluşan destanlar, 140 – 150 dörtlüğe varabilen bir hacme sahiptir) ve ozanın duygularını değil, savaşlar, depremler, seller, salgın hastalıklar veya toplumun sıkıntı /üzüntü çektiği bir konuyu yani belirli bir olayı anlatması bakımından koşma, güzelleme, varsağı ve semai gibi nazım türlerinden ayrılmaktadırlar.

DESTANLARIN ÖZELLİKLERİ:

1-) Destanlarda olağanüstü olaylar sıkça görülür. Destanlarda, insanın doğayla ve üstün güçlerle mücadelesi hayal gücüyle, mitolojik öğelerle ortaya koyulur.

2-) Destanlar günümüze kadar,ağızdan ağıza , kuşaktan kuşağa aktarılarak gelmişlerdir.

3-) Destanlar, yazının henüz icat edilmediği dönemlere aittir.

4-) Destanların büyük kısmı hece ölçüsüyle söylenmiştir. Hece ölçüsünün 8’li daha çok 11’li kalıbı kullanılır.

5-) Destanların Nazım birimi dörtlüktür.Dörtlük sayısı sınırlı değildir.

6-) Nazım şekli bakımından koşmaya benzer.

7-) Son dörtlükte şairin mahlası geçer.

Destanlar Doğal Destanlar ve Yapay Destanlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Destanların doğal destan veya yapay destan olarak ayrılmasında, destanların oluşumunda geçirdikleri aşamalar göz önünde tutulur.

Destanlar üç aşamada oluşmaktadırlar:

1-Destanın konusu olan olayların gerçekleşmesi (Çekirdek aşaması)

2-Destanın konusu olan olayın dilden dile , kuşaktan kuşağa yayılması. (Yayılma aşaması)

3-Dilden dile kuşaktan kuşağa yayılan ve sözlü gelenek ürünü olarak yaşayan destan parçasının bir şair tarafından derlenmesi .( Derleme aşaması )

Sırasıyla bu üç aşamayı geçiren destanlara Doğal Destan denir. Bu üç aşamayı geçirmeden, bir şair tarafından yazılan destanlar da vardır, bu destanlara da Yapay Destan adı verilir.

A ) DOĞAL DESTANLAR:

Gerçekte var olan bir olayın, toplumun dilinde yüzyıllarca süren bir anlatımdan sonra,bir ozan tarafından derlenmesi ve kaleme alınması ile oluşan destanlardır.Çekirdek, yayılma ve derleme aşamalarından geçmiş olan destanlardır.

** İslamiyet’ten Önceki Doğal Türk Destanları :

  1. Yaratılış Destanı
  2. Saka Destanları
  3. Alp Er Tunga Destanı
  4. Şu Destanı
  5. Hun-Oğuz Destanları
  6. Oğuz Kağan Destanı
  7. Atilla Destanı
  8. Göktürk Destanları
  9. Bozkurt Destanı
  10. Ergenekon Destanı
  11. Siyempi Destanları
  12. Uygur Destanları
  13. Türeyiş Destanı
  14. Mani Dininin Kabulü Destanı
  15. Göç Destanı

** İslamiyetten Sonraki Doğal Türk Destanları

  1. Kazak-Kırgız :Manas Destanı
  2. Türk-Moğol :Cengiz Han Destanı
  3. Tatar-Kırım Timur veEdige Destanları
  4. Karahanlı Dönemi:Satuk Buğra Han Destanı
  5. Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri
  6. Seyid Battal Gazi Destanı
  7. Danişmend Gazi Destanı
  8. Köroğlu Destanı

 

** DÜNYACA ÜNLÜ DOĞAL DESTANLAR:

İlyada ve Odissea: Yunan destanıdır. Konusu Truva savaşlarıdır.

Kalevela: Fin destanıdır. Finlerle Macarların aynı soydan geldiğini anlatır.

Şehname: İran destanıdır. İran-Türk savaşlarını anlatır. İran şairi Firdevsi tarafından derlenip yazıya aktarılmıştır.

Ramayana ve Mahabarata: Hint destanıdır.

Nibelungen: Alman halkının destanıdır.

Gılgamış: Sümer destanıdır. Sümer kralı Gılgamış’ın maceralarını anlatır.

İgor: Rus destanıdır.

Şinto: Japon destanıdır.

B-) YAPMA DESTAN :

Bir milletin ünlü şairleri tarafından yazılan destan özelliği gösteren eserlerdir. Yaşanmış herhangi bir olaydan yola çıkarak,destan kurallarına uyarak , bir ozanın oluşturduğu destanlara denir.

*** TÜRK EDEBİYATINDAKİ YAPMA DESTANLAR:

Selçuknâme: 15. yy. halk şairlerinden Yazıcıoğlu tarafından kaleme alınmıştır.

Genç Osman Destanı: Kayıkçı Kul Mustafa’nın 4. Murat zamanında Bağdat seferine katılan bir askerin yiğitçe maceralarını anlatır.

Çanakkale Şehitleri: Mehmet Akif Ersoy

Üç Şehitler Destanı: Fazıl Hüsnü Dağlarca

*** DÜNYA EDEBİYATINDA YAPMA DESTANLAR:

Kurtarılmış Kudüs: İtalyan şairi Tasso tarafından yazılmıştır. Haçlı Seferlerini anlatır.

Kaybolmuş Cennet: İngiliz şair Milton tarafından yazılmıştır. Hz. Adem ile Havva’nın Cennet’ten yeryüzüne gönderilişini anlatır.

Çılgın Orlando: İtalyan şairi Lucavico Aristo yazmıştır. Müslüman-Hıristiyan çatışmasını anlatır.

Henriade: Fransız şair Voltaire yazmıştır.